29 Mayıs 2019 Çarşamba

İnsanları İkna Etmenin En Etkili Yolu: Hikâye Anlatmak




Bir insanı etkilemek için ihtiyacımız olan şey nedir? Akıl mı? Mantık mı? Yoksa yeterli sayıda delil mi? Peki ya bir kalabalığı, bir toplumu ya da dünyadaki herkesi? Cevap basit: İyi bir hikâye!

Evet, yanlış duymadınız; arkadaşlarınızı, sevgilinizi ya da kitleleri etkilemek ve herhangi bir konuda ikna edebilmek için ihtiyacınız olan tek ve en önemli şey iyi bir hikâyedir. Mantıkla, akılla, kanıtlarla bir kimseyi ikna edebilmemiz şöyle ya da böyle pek mümkün değildir. Bunun yerine, onlara etkileyici bir hikâye anlatmak çok daha pratik ve etkili bir yoldur.

Hikâye anlatmanın ikna sürecinde nasıl ve neden etkili olduğuna ileriki satırlarda yer vereceğim; ancak bundan daha önce, beynimizin evrimine ve hikâye anlatımının temellerine bir göz atmamız gerekiyor.

Düşünmeyi Anlamak

Daha önce hiç, hayvanların ne düşündüklerini, dünyayı nasıl algıladıklarını ve bize tuhaf gelen davranışları neden sergilediklerini düşündünüz mü? Bugün hala pek çok insan, hayvanların adeta birer robot gibi hareket ettiklerini ve tüm davranışlarının içgüdüleri tarafından yönlendirildiğini düşünüyor. Ancak gerçek bu değil; hayvanlar da tıpkı -bir başka hayvan türü olan- insanlar gibi gözlemliyor, tecrübe ediniyor ve belirli koşullar altında öğrendikleri bilgiyi kullanıyorlar. Yani onların da bizim gibi seçim hakları bulunuyor.

Canlıların davranışları hormonal sistem ve sinir sistemi tarafından kontrol edilir. Her zaman doğru olmasa da bir canlının davranışlarının karmaşıklığı, o canlının sinir sisteminin karmaşıklığı ile doğru orantılıdır; çünkü nöron adını verdiğimiz sinir hücrelerinin sayısı arttıkça ve bu nöronlar özelleştikçe (her şey yerine belirli şeyleri kontrol ettikçe) sahip olunan özelliklerin ve davranışların karmaşıklığı da artar. Bu durum (nöronların özelleşmesi ve artışı) ise işlem yapabilme kapasitesini artırarak düşünsel özelliklerin gelişmesini sağlar: Yani bilincin. Dolayısıyla bilinç ya da özgür irade olarak addettiğimiz kavramlar beyinde gerçekleşen biyokimyasal tepkimelerden fazlası değildir.

Düşünce denilen kavram, beynin farklı bölgelerinde farklı şekillerde meydana gelen tepkilerin tümüdür. Eğer beynin bir kısmında hasar varsa bu durumda algı ve düşüncelerde de eksiklikler ve hatalar bulunabilir. Öyleyse bizim anladığımız şekliyle ‘bilincin’ oluşabilmesi için beyin fonksiyonlarının bütünlüklü bir şekilde çalışması ve birbirleriyle iletişim halinde olması gerekmektedir. Kaldı ki beyni ve sinir sistemi olan her hayvan düşünebilir, karar verebilir, duygulara sahiptir ve belirli bir algısı ve zekâsı vardır. Aramızdaki fark bizim daha karmaşık ve özelleşmiş sinir hücrelerine sahip bir beynimizin; dolayısıyla daha karmaşık bir düşünce sistemimizin olmasıdır.

Peki bu farka sebep olan şey nedir? Hayvanlardan daha zeki olmamızın –burada zekâ, düşünebilmesi üzerine düşünebilme olarak ele alınmıştır– sebebi nedir? Beynimiz evrimsel patikada nasıl bir yol almış, hangi basamakları aşmış ve gelişmeye zorlanmıştır? Bu konuda, internette ve basılı kitaplarda pek çok metin bulabilirsiniz; bu nedenle yazının bu kısmını özetleyerek anlatmaya çalışacağım.

Evrimsel Patikada Beynin Gelişimi

Her canlı, hayatta kalmasını sağlayan özelliklerini koruyarak bir sonraki nesle aktarmayı başarmıştır. Çünkü bu özelliklere –silahlara– sahip olmayan canlılar, evrimsel süreçte çeşitli nedenlerle elenmiştir. Beyin gelişimi de tıpkı sivri dişlerin, güçlü pençelerin ya da keskin gözlerin gelişimi kadar doğal ve olağan bir şeydir; ancak beyin oldukça masraflı ve riskli bir organ olduğu için (enerjinin büyük kısmını tüketir, hedef alınması durumunda ölüme neden olur vb.) evrimsel süreçte desteklenmesi oldukça zordur. Bu nedenle bazı özel durumların peş peşe meydana gelmesi sebebiyle beyin gelişimi desteklenmiş olmalıdır.

Bilim insanları, bu özel durumları el-göz koordinasyonunun gelişimi, karşıt başparmak, sosyal yaşantı, iki ayak üzerinde duruş, cinsel seçilim ve et tabanlı diyete geçiş olarak belirlemişlerdir. Buradaki başlıklara tek tek girmeyeceğim; ancak aralarından bir tanesi var ki insanları etkilemede hikâye kurmamızın temellerini atmış olabilir: İletişim becerileri; yani sosyal yaşantı.


Her hayvan türünün bir iletişim yöntemi vardır, hatta birçok hayvan türünün sesli dilleri vardır. Örneğin yeşil maymunlar iletişim kurmak için pek çok farklı ses çıkarırlar. Zoologlar şu ana kadar “Dikkatli ol! Kartal geliyor!” ve “Dikkat et! Aslan!” anlamına gelenleri tanımlayabildi. Sadece maymunlar değil; yunuslar gibi pek çok diğer zeki canlı da çeşitli sesler ve işaretlerle iletişim kurabiliyor! Belirli seslerle iletişim kurabilen bu canlıların ortak özelliği ise sosyal olması; yani küçük gruplar halinde yaşayan tüm canlılar öyle ya da böyle bir şekilde iletişim halinde oluyor; tehditler ya da fırsatlar için birbirlerini haberdar ediyorlar. Bunun sebebi ise oldukça basit: Hayatta kalmak.

Ancak bu noktada, insan atalarının karşısına çıkan çeşitli engeller ya da seçilim baskıları sebebiyle sesli dilin daha fazla gelişmiş olduğunu görüyoruz. Sesli dilin gelişmesi sözcüklerin gelişmesini ve kolektif hayal gücünü artırmış olmalı; çünkü az çok gelişmiş pek çok zihin hayal kurma becerisine sahiptir (Ortalıkta hiçbir şey olmamasına rağmen hayali şeyler kovalayan kedinizi düşünün). Bu becerinin, sözcükler, işaretler ve beden diliyle gruptaki başka bireylere aktarılması ise kolektif hayal gücüne; dolayısıyla kulaktan kulağa gelen hikâyelere ve mitlere neden oldu. Elbette bu süreç birdenbire ‘şak’ diye olmadı; hikâye anlatımının ve dolayısıyla sanatın ve felsefenin ortaya çıkışı, oldukça uzun bir süreçte gerçekleşti.

Yaygın olarak kabul edilen bir görüşe göre, tiyatro -ve resim- insan atalarının birbirlerini çeşitli durumlar hakkında uyarabilmelerini ve bu şekilde hayatta kalmalarını sağladığı için ortaya çıktı. Avcılar, henüz ava çıkmamış olan genç klan üyelerine bunu yapabilmelerini sağlayacak olan bilgiyi gerek mağara duvarlarına çizimler yaparak gerekse çeşitli sesler, mimikler ve jestlerle anlatarak öğretmeye çalıştılar. Böylece insanlığın kolektif hafızası ilk olarak mağaralarda, bilginin çeşitli çizimler, sesler ve jestler ile aktarımı sayesinde oluşmaya başladı.


Zamanla dilin ve beynin evrimiyle, basit sesler daha karmaşık yapılara dönüştü. Bu dönüşüm sayesinde sırasıyla harfleri, kelimeleri ve cümleleri üretebilmeye başladık. Bu ise bize muhteşem bir evrimsel sıçrama sağladı; çünkü artık düşündüğümüz, hayal ettiğimiz şeyleri grubun diğer üyelerine anlatabilmeyi başardık. Bu sayede çeşitli hikâyeler ürettik, dedikodu yapmaya ve grubun üyeleri ile çevre hakkında detaylı bilgiler edinmeye başladık.

Öykücü Hayvan: Homo Fictus

‘The Storytelling Animal’ kitabı, bizim Homo Sapiens değil, Homo Fictus olduğumuzdan bahseder. Sapiens Latince “akıllı” demek; “hayali” anlamına gelen fictus ise fictio'dan geliyor. Kitabın da vurgu yaptığı üzere hayal kurmak düşünüyor olmaktan daha fazla avantaj sağlıyor; çünkü bu sayede soyut kavramlar üretebiliyor, henüz gözlemleyemediğimiz olaylar hakkında sistematik çıkarımlar yapabiliyor ve bu yolla felsefe ve bilim icra edebiliyoruz (Unutmayınız ki matematik somut değil soyut kavramlar üzerinden ilerler ve bugünkü bilim ve teknolojimizi, ortaya koyduğumuz matematiksel formüllere borçluyuz).

Hayal gücü ve hafıza, nöronlarımızın kurduğu ilişkilerin bir yan ürünüdür. İnsanın zekâsı geliştikçe etrafındaki olaylar arasında ilişki kurabilmeye başlamış, başından geçen olayları hatırlayarak geçmiş ve bugün; bugün ile gelecek ve hatta geçmiş ile gelecek arasında bağ kurabilmeye başlamıştır. Bazı dilbilimciler bu adımın, dilin evrimindeki en büyük basamak olduğunu düşünmektedirler. Bunların sonucunda hayal gücümüz gelişmiş ve sadece algılarımızla ayırt edebildiğimiz varlıkların ötesinde varlıklar da hayal edebilmeye başlamışızdır.

Beynimizin evriminin bir yan ürünü olan hayal gücünün bir başka işlevi daha vardır: Empati kurabilmek. İyi ya da kötü, bir öykü dinlerken –bu öykü kurmaca da olabilir yaşanmış bir olay da olabilir– kendimizi öykünün içinde ve öykünün baş kahramanının yerinde buluveririz. Bunun sebebi empati duygumuzdur ve bu sayede öyküde geçen olayları bizzat yaşamış olduğumuzu hissederiz. İyi anlatıların bizi derinden etkilemesinin sebebi budur.

Bu durumun sebeplerine ilişkin olarak yapılan bir deneyde, öykü anlatan kişi ile öyküyü dinleyen kişinin fMRI sonuçlarının aynı olduğu keşfedilmiş; dolayısıyla beynimizin iyi kurgulanmış bir öyküyü dinlerken olan biten her şeyi tecrübe ettiği sonucuna ulaşılmış. Bu deney bize empati kurmanın en saf halini gösteriyor; kendimizi başkasının yerine koyarken aslında o kişinin nöronlarını taklit ediyoruz!

Öykünün Gücü

“İnsanları birleştiren nedir? Ordular? Altın? Bayraklar? Hayır, öykülerdir. Dünyada iyi bir öyküden daha güçlü hiçbir şey yoktur.” – Tyrion Lannister (GoT)

Öykü dili, en etkili iletişim dilini oluşturuyor; çünkü öykü, onu dinleyenlerin zihin duvarlarına takılmadan, doğrudan bilinçaltlarına erişiyor. Zihnin bilinçli kısmı; yani Freud’un deyimiyle “ego”, mantıklı, sorgulayıcı, dirençli, kritik eden, kendi geliştirdiği inançlara ve değerlere sıkı sıkıya bağlı olduğundan onu değiştirmek oldukça zor görünüyor. Biraz çelişkili gibi görünse de bir insanın görüşünü mantık veya bilgi kullanarak yıkmaya çalışmak söz konusu kişinin kendi görüşünü daha da sağlamlaştırmasına neden oluyor. Bilinçdışı ise değerlerimizi, inançlarımızı depoladığı, “akıl yürütmediği”; hayal, gerçek ayrımı yapmadan her şeyi gerçek gibi algılayarak hareket ettiği için ikna edilmesi daha kolay oluyor. Bu sebeple bilinçdışına bir kez yerleşen bilgiler bizi hayat boyu etkileyen ve davranışlarımıza yön veren esaslar haline geliyor.


Life of Pi filmini izleyenler hatırlayacaklardır; başrol oyuncumuz film boyunca orangutan, kaplan, sırtlan ve zebrayla olan yolculuğunun hikâyesini anlatmış ve filmin sonunda yolculuk hakkındaki gerçeği söylemişti. Gerçek hikâyede hayvanlar yoktu; onların yerine fırtınada batan gemiden sağ kurtulan insanlar vardı. Pi, öyküyü bu yolla kurmayı tercih etmiş ve filmin sonunda “Hayat öykülerden oluşur ve bunları biz seçeriz.” demişti. Önemli olan hikâyenin ne olduğu değil; nasıl ele alındığıydı. İnsanları etkilemek istiyorsak onlara gerçekleri olduğu gibi değil; etkilenecekleri gibi anlatmalıydık…

Britanyalı ünlü psikoterapist ve deneme yazarı Adam Philips, “Kaçırdıklarımız” adlı kitabında şöyle diyor:

“…İşin aslı, tüketime dayalı kapitalizm bizi kendimize ve ne istediğimizi bilmenin erdemleri ve kolay elde edilen hazları doğrultusunda eğitir (kendini bilmek burada sadece neye sahip olmak istediğini bilmek anlamını taşır).”

Philips’in dikkat çektiği üzere, neye sahip olmak istediğini bilmek ve bunun bir erdem olduğu yanılsaması, tüketimin sürekliliği olmaksızın tıkanan ve kriz yaratan kapitalizmin, sistemin devamlılığını sağlamak adına öğrettiği bir şeydir. Tüketim olmazsa ihtiyaç fazlası ürün üretilemez bu da enflasyon ve işsizliğin artması anlamına gelir. Peki, kapitalizm ihtiyacımız olsun ya da olmasın sürekli olarak tüketmemizi nasıl sağlar? Cevap basit: İyi bir hikâye ile!

Reklamcılığın olmazsa olmazı iyi bir hikâye anlatıcılığıdır. Eğer bu olmasaydı, marka pazarlaması veya yönetimi gibi kavramlar olmaz, somut bir varlığı olmayan hizmetlerin ve hatta yeri geldiğinde kişilerin pazarlanması mümkün olmazdı. “Hikâye anlatımının, marka pazarlaması ve tanıtımı bağlamında kullanılmasının altında yatan temel sebeplerin başında, insan psikolojisine oynayarak, onu duygusal açıdan yakalamaya ve markaya olabildiğince güçlü şekilde bağlamaya çalışma arzusu geliyor.” diyor bir blog yazarı. Sebebi ise, daha önce de söylediğimiz gibi, sağlam öyküler insanların mantık duvarlarını aşarak, onların çok daha savunmasız oldukları yere; yani bilinçaltına ulaşırlar. Bu sayede öykünün kahramanı ile (marka) özdeşlik kurarak onu bir marka değil de bir insan gibi algılamaya başlarlar. Markanıza kişilik ve kimlik katmanıza yarayan bu sürecin sonunda, ürün ve hizmetinizi her daim satın alacak güvenilir, sadık ve sürekli müşterileriniz olur.

Bu süreçlerin izlerini ve hikâye anlatımının gücünü politikada görmek de son derece mümkündür. Kaldı ki satış ve pazarlama tekniklerinin en iyi şekilde uygulandığı alan siyasettir. Nazi Almanya’sının ‘Führer’i olan Adolf Hitler, çok iyi bir öykücü ve demagogdur. Hitler’in halka seslendiği büyük salonlarda, sahnenin kurgusundan Hitler’in sahneye çıkış zamanına, konuşmasının tonlamalarından hikâyenin kurgusuna kadar her şey planlı olarak yapılırdı. Hitler, miting öncesi yaptığı konuşma provalarında kendi fotoğraflarını çektirerek duruşunu sıklıkla analiz eder ve geliştirirdi. Aynı şekilde, miting esnasında kitlelerin tepkilerini ölçer, konuşmalarının etki düzeyine bakar ve hikâyelerini bu ölçümlere göre hazırlardı.

Hikâyeciliği iyi kullanan politikacılar, liderler, eğitimciler ve markalara iyi bakın; tümünün benzer bir patikadan gittiğini ve insanları bu yolla etkilediklerini fark edeceksiniz. Martin Luther King, Mussolini, Napolyon, Stalin, Mustafa Kemal Atatürk, Fidel Castro ve Steve Jobs bunlardan bazıları. Politik görüşleri ya da dünyaya bakışları birbirinden farklı olan bu insanların tek bir ortak özelliği var: Hepsi iyi bir hikâye anlatıcısı ve aynı zamanda hepsinin iyi birer hikâyesi var (İyi birer hikâyeden kastımız, kendilerini konumladıkları ve kendi kitlelerini etkileyebilen hikâyelerinin oluşu). Yani ister kendinizi ister bir markayı, isterseniz de politik bir görüşü anlatın; ne olursa olsun, anlattığınız şeyin etkileyici bir öyküsü olsun!



Kaynaklar

5 yorum:

  1. Merhabalar,

    İkna etmek; iletişimde üstünlük kurma amacıyla yapılmaktadır. Bir konu hakkında, karşımızdaki insanı inandırmak ve o insanı kendi düşüncemiz tarafına çekme durumu ikna etmek deyimiyle açıklanmaktadır.

    Çevrenizdeki insanlar sizi kolaylıkla ikna ediyor mu? Bir mağazaya girdiğinizde, aslında ihtiyacınız olmayan bir kıyafeti, satış danışmanının sizi yönlendirmesiyle satın alıp çıkıyor musunuz?

    Ne zaman ikna edilmeye açık hale geliriz? Örneğin; zayıf anlarımızda. Yorgun olduğumuz akşam saatlerinde ya da gergin hissettiğimiz zamanlarda ikna edilmeye açık oluruz. İkna ile ilgili yeni yazdığım yazımı okumanız için ben de sizinle paylaşmak isterim: http://www.ebrubektasoglu.com/yazi/en-sik-kullanilan-5-ikna-yontemi/

    Umuyorum faydalı olur,
    keyifli okumalar dilerim, sağlıkla kalın.

    YanıtlaSil
  2. Dr. Reethesh'in benim için gerçekleştirdiği bu büyük mucizeyi kutlamak adına hepinizin bana katılmasını istiyorum. Beş ay önce beni terk eden eşim eve geri döndü. Giderken yüzüme karşı bir daha asla geri dönmeyeceğini söylemişti. Artık benimle ilgilenmediğini belirtmişti. Ancak, benim için bu mucizevi işi yapan Dr. Reethesh ile iletişime geçtikten sonra eşim tekrar yanıma döndü. Dr. Reethesh ile, kendisi için doğru partneri seçmekte zorlanan bir sınıf arkadaşım sayesinde tanıştım. Arkadaşım, Dr. Reethesh'in doğru partneri seçme konusunda kendisine isabetli bir karar vermesinde yardımcı olduğunu söylemişti. Ayrıca kuzeninin evliliğinin de çöküşün eşiğinde olduğundan bahsetmişti; kuzeni ve eşi sürekli kavga ediyor ve boşanma noktasına gelmişlerdi. Sonunda her şeyi düzelten kişinin yine Dr. Reethesh olduğunu anlattı. Dr. Reethesh, kuzenimin evliliğinde yaşanan tüm sorunların arkasında, ondan nefret eden birinin olduğunu ortaya çıkarmıştı. Benim durumumda da benzer şeyler yaşandı; evliliğimi kurtarmaya geldiği için Dr. Reethesh'e minnettarım. İhtiyacınız olursa kendisine WhatsApp (+2349012999010) veya e-posta (reethesh60@gmail.com) yoluyla ulaşabilirsiniz.

    YanıtlaSil
  3. Uzun yıllar süren acı ve kederin ardından, DR WALE imdadıma yetişti. Hayatımın aşkıyla evlenmiştim ve üç çocuğumuz vardı. Başlangıçta ailece huzur içinde, sorunsuz bir hayat sürüyorduk. Ancak zaman geçtikçe eşimle ciddi kavgalar etmeye başladık. Aramızdaki tartışmalar kontrolden çıktı ve eşim yollarımızı ayırmamız gerektiğini, boşanmak istediğini söylemeye başladı. Gözlerimin önünde eşimle satış elemanımız olan kadın arasında bir ilişki yaşanıyordu. Eşim bana ve çocuklara kötü davranmaya başlamıştı. Bir arkadaşıma eşimin bana ve çocuklara olan kötü davranışlarından bahsettim; o da bana DR WALE'den söz etti. Her şey tamamen çığırından çıkmadan önce bir çözüm bulmam gerekiyordu. Konuyla ilgili DR WALE ile iletişime geçtiğimde, benim için hızlı bir inceleme yaptı ve yaşanan her şeyin arkasında satış elemanımızın olduğunu tespit etti. DR WALE'e ne yapılması gerektiğini sordum. Eşimin gözünü açmak için bazı ruhsal arınma işlemleri yapmam ve bir büyü yaptırmam gerektiğini söyledi. Gerekli ödemeleri yaptım ve gerisi kendiliğinden halloldu. DR WALE hayatımdaki en güzel şeyi gerçekleştirdi. Eşimin gözü açıldı; benden ve çocuklardan af diledi. Bugün hepimiz yeniden büyük, mutlu bir aile olarak yaşıyoruz. Her şey için teşekkürler DR WALE. EĞER EVLİLİĞİNİZDE, İLİŞKİNİZDE VEYA PİYANGO OYUNLARINDA SORUNLAR YAŞIYORSANIZ, İLETİŞİME GEÇECEĞİNİZ EN İYİ KİŞİ DR WALE'DİR. Kendisine WhatsApp veya Viber üzerinden +2347054019402 numarasından ya da drwalespellhome@gmail.com e-posta adresinden ulaşabilirsiniz.

    YanıtlaSil
  4. Dr. Wale, bana ve aileme yaptığınız tüm iyilikler için size ne kadar teşekkür etsem azdır. Annem ve babam kendi başlarına çözmeye çalıştıkları bir sorun yaşıyorlardı ancak hiçbir çaba sonuç vermedi; sonunda yollarını ayırdılar ve bu durum biz çocuklar için çok zorlu bir süreç yarattı. Anne ve babamızın yeniden bir araya gelmesini istiyorduk; bu yüzden Dr. Wale ile iletişime geçmeye karar verdik. Kendisi, daha önce kız kardeşimin eşiyle yaşadığı evlilik sorununu çözmesine yardımcı olan kişiydi. Anne ve babamızı tekrar bir araya getirip getiremeyeceğini öğrenmek için ona başvurduk. Kendisiyle görüştüğümüzde, anne ve babamızın ne kadar süredir ayrı olduklarını sordu. Biz de dört yıldır ayrı olduklarını söyledik. O ise bunun bir sorun teşkil etmediğini belirtti. Süreç tamamlandığında, annemle babamın artık birlikte olmamasını sağlayan kişinin aslında babamın bir arkadaşı olduğunu öğrendik. Ancak Dr. Wale sayesinde anne ve babam nihayet yeniden bir araya geldi. Artık büyük bir aile olarak hep birlikteyiz. Eğer anne ve babanız boşanmışsa ve yeniden birleşmelerini istiyorsanız, iletişime geçebileceğiniz en doğru kişi Dr. Wale'dir. Dr. Wale'e WhatsApp veya Viber üzerinden +2347054019402 numarasından ya da drwalespellhome@gmail.com e-posta adresinden ulaşabilirsiniz.

    YanıtlaSil
  5. Bana sağladığı büyük yardım için DR. REETHESH'e çok teşekkür ederim. Son beş aydır eşimle ciddi boşanma tartışmaları yaşıyorduk. Eşimle birbirimizi seviyorduk ve ilişkimiz gayet iyi gidiyordu. Bu yıl 14 Şubat'ta hiçbir sorun olmadan bir randevuya çıkmıştık; ancak sonrasında tüm sorunlar baş gösterdi. 10 Mart'ta katılması gereken bir görüşme randevusu vardı ve o da buna katıldı. Aynı ay içinde, bir numara onu sürekli arayıp mesaj atarak ne zaman tekrar buluşacaklarını soruyordu. Bunu ona sorduğumda, sadece halini hatırını soran bir arkadaş olduğunu söyledi. Bu durum devam edince onu tekrar sorgulamak zorunda kaldım ve bu yüzden tartıştık. Ertesi hafta bana boşanmak istediğini söyledi. Eşyalarını toplayıp evi terk etti. Çok üzgün ve kahrolmuş durumdaydım çünkü eşimi seviyordum. Ayrıca, kendi isteğiyle böyle davranmadığına inanıyordum. 15 Mayıs'ta imzalamam gereken bir mahkeme yazısı aldım. Haziran ve Temmuz ayları boyunca karşılıklı süreçler devam ederken, avukatım artık yapabileceği bir şey kalmadığını ve pes etmem gerektiğini, son duruşma tarihinin ise 5 Eylül olduğunu söyledi. Tam her şeyden vazgeçmek üzereyken kuzenim, bana yardımcı olabileceğine inandığı için DR. REETHESH ile iletişime geçmemi önerdi. DR. REETHESH ile iletişime geçip yaşanan her şeyi anlattım. Kendisi benden eşimin ve benim fotoğraflarımı göndermemi ve yapılacak işlemde kullanılacak malzemelerin ücretini ödememi istedi. Tüm ödemeleri yaptım. İşte o zaman DR. REETHESH, eşimle aramdaki tüm kavgaların arkasındaki kişinin eşimi temsil eden kadın avukat olduğunu ortaya çıkardı. Kadın, eşimi benden koparabilmek için ona kötü niyetli bir aşk büyüsü yapmıştı. DR. REETHESH bana, son duruşma gününde eşimin aklının başına geleceğini ve benden af ​​dileyeceğini söyledi. Gerçekten de son duruşma günü olan 5 Eylül'de, mahkeme salonunda oturan herkesin önünde eşim benden yalvararak özür diledi. Ayrıca avukat, her şeyin arkasındaki kişinin kendisi olduğunu itiraf etti ve yaptığı yanlışlardan dolayı ondan beni affetmesini rica etti. Şu anda bu satırları okurken, sevgilimle yeniden bir aradayız; ilişkimiz eskisinden çok daha güçlü ve iyi durumda. Eğer siz de yardıma ihtiyaç duyarsanız DR REETHESH ile iletişime geçebilirsiniz. Kendisine WhatsApp üzerinden +2349012999010 numarasından veya reethesh60@gmail.com e-posta adresinden ulaşabilirsiniz

    YanıtlaSil